Goodbye Blue Sky – Hoşçakal Mavi Gökyüzü
Hiç korkmuş insanları gördünüz mü?
Düşen bombaları hiç duydunuz mu?
Yeni cesur dünyanın vaatleri
yelken açmışken, hiç merak ettiniz mi…
…neden koşturuyoruz sığınaklara,
berrak mavi göğün altında!
Korkmuş insanları gördünüz mü?
Düşen bombaları duydunuz mu?
Alevler çoktan bitti
ama acı hâlâ orada!
Hoşçakal…
…mavi gökyüzü!
Hoşçakal, mavi gökyüzü!
Hoşçakal!
Hoşçakal!
Albümde Mother parçasından sonra LP`nin ikinci yüzünde yer almasına rağmen “Tiger” parçasıyla bir bağlantı kurulduğundan filmde onu izleyen parça olmuştur. Plak zamanlarında Waters ile yapılan söyleşide parçanın ilk yüzdeki şarkıların özeti ve Pink`in içinde bulunduğu son hal olarak açıklamıştır.
“The Thin Ice” da açıkladığımız “mavi” sembolüne “hoşçakal” diyen Pink artık annesinin koruyuculuğuna ve masumiyetine veda etmektedir. Parçada bahsedilen”baby blue – mavi bebek” masumiyeti renk ve isim değiştirerek Pink olmaktadır artık. Şimdi ve bundan sonraki hayatını şu sözlerle açıklar “the flames are all long gone but the pain lingers on -alevler çoktan bitti ama acı hâlâ orada!”. Yani başka bir deyişle Pink`i fiziken, zihnen ve duygusal olarak yaralayan acılar artık hayatında yer almıyor (babasının ölümü geçmişte kaldı, albümdeki sıraya göre okul günleri artık geride kaldı ve artık annesinin koruyucu kollarından uzaklaştı) ancak bunların bıraktığı yaralar ve acılar hala sızlamakta ve her biri duvara bir yeni tuğla ekliyor.
Parça, İngilterede olduğu gibi tüm dünyanın da 2. Dünya savaşından sonra önceki masumiyetine veda etmiş olmasıyla, bu sırada henüz çocuk olmasına karşın Pink`in çocukluk masumiyetine son verişi arasında bir paralellik kurmaktadır.
Her Floyd parçasında olduğu gibi “Goodbye Blue Sky” da da sözler ve anlatım aldatıcı ve ters anlamlıdır. Sert anlamına karşı yumuşak bir vokal ve müzikle desteklenir.
Burada bilerek veya bilmeyerek yazılmış “Promise of a brave, new world -Yeni cesur dünyanın vaatleri” sözü bize Aldous Huxley’in 1931 romanı “Brave New World” ü hatırlatır. Kitap bireyi yok ederek, bebeklerin test tüplerinde yaratıldığı, gelecekteki işlerine doğumdan itibaren hazırlandıkları homojen ütopik bir gelecekten bahseder. Benzer şekilde bu söz Hitler`in 3. Reich ile oluşturduğu Aryan ulusların standartlaşmasını anımsattıyor. Yine 2. dünya savaşı sonrası aşırı teknolojinin Huxley`in kitabındaki gibi kapitalistleşen dünyanın durumuna yaptığı tahmin`e bir gönderme yapılmış olması da mümkün.
Globalleşmiş McDonalds, GAP veya Starbucks`daki her bir bilgisayarlı satış, Huxley`in kitabındaki yanlış ütopyaya benzemektedir. Bunun sonucu olarak insanlar medya ve teknoloji sayesinde tektip`e bürünmektedir. Japonya da
Nagasaki ve Hiroshima`ya atılan atom bombasıyla, izlediğimiz televizyon veya mutfaktaki mikrodalga fırın aynı teknolojinin ürünüdür. Bu açıdan Huxley ile parçanın ruhu arasında bir benzetme yapılabilir. Bu yüzden anlatıcı masumca “neden yeni cesur dünyanın vaatleri yelken açmışken sığınaklara koştuğumuzu hiç merak ettiniz mi?” diye sorar.
Çünkü, o “cesur yeni dünya” dar bakış açısıyla, yeni düzene karşı olan insanları potansiyel düşman olarak görmektedir. Bunu destekleyici şekilde Hitler`in Yahudi katliamı ile Japonya`ya atılan atom bombalarının etkisiyle büyük zafer kazanan batı medeniyetinin steril dünya yaratma amacında benzer tavırlar takındığı düşünülebilir. Bu karışık ilişkiler (Huxley`in utopik dünyasının kişilikleri silmesi; 2. dünya savaşının atom bombasıyla bitmesine rağmen manevi sorunlar yaratması) Pink`in mevcut durumuyla çok yakın bir benzerlik göstermektedir.
O kendi duvarını inşa etmeye devam ederken, eklediği her tuğlanın onu dış dünyadan uzaklaştırdığını ve bunun uzun vadede kendisini izole bırakıp kişiliğini imha edecek etkisini fark edememektedir.
Şarkının görsel anlatımı, normal sinema kareleriyle gerçekleştirilmesi mümkün olmayan sahnelerin, animasyonla ne
derece güçlü bir şekilde aktarılabileceğini gösteren çok başarılı bir örnektir.
Başındaki bebek Pink ile annesinin görüntüleri bir yandan devam eden savaş görüntüleriyle zıtlık içerir. Güvercin göğe yükseldikten sonra sembolik olarak parçalanır ve karada büyük zayiat verdiren, kükürtlü izler bırakan bir Alman savaş uçak/kartala dönüşür. Kartal bir savaş tanrısı gibi Londra`nın üstünde uçan bombardıman uçaklarına dönüşür ve halka gaz maskerleri taktırarak “korkmuş insanlara” dönüştürür. (İnsanlar muhtemelen masumiyeti temsilen çıplaktırlar).
Bombardıman uçakları birer haç`a
dönüşürler. Onlar taraflı tarafsız herkes için acı ve ölümü temsil ederler artık. Gerald Scarfe`ın çizimleri şarkının savaş karşı duygularına çok farklı boyutlar ekler. The Wall`daki (ve ardından gelen Floyd albümü The Final Cut`da) Scarfe ve Waters`a göre, savaş iki düşmanın göğüs göğüse mücadelesinden çok daha farklıdır. Onlara göre bu savaşlar, halkların`dan aldıkları güç ve iktidarı kendi aralarında çatışan politik odaklar tarafından yapılmaktadır. Bu kendilerini beğenmişlikle yapılan “üstünlük gösterisi” ve “ganimet savaşıdır” yapılanlar. Bu duruma son vermenin tek umudu ise sonuçta güvercinin yeniden doğuşuyla tasvirlenen barışın üstün gelmesiyle olabilir.
Happiest Days of Our Lives – Hayatımızın En Mutlu Günleri
Büyüyüp, okula gittiğimizde,..
…bazı hocalar vardı
çocukları her fırsatta üzen.
Yaptığımız herşey ile dalga geçen!
Çocukların özenle gizlediği her zaafı…
…açığa çıkarıp, alay eden!
Ama şehirde herkes bilirdi ki…
…akşam eve gittiklerinde,
şişman ve psikopat karıları…
…yaşamlarının her anını karartırlardı..
Hayata gelişiyle başlayan sorunlar ve kayıplarının ardından, Pink okul hayatına başlar. Bir çoğumuzun yaşadığına
benzer kötü olaylar yaşamaya başlar. Bunların sonucu içinde biriken yabancılaşma gittikçe artar. “The Happiest Days of Our Lives” tamamen ironik bir başlıkla anlatılan Pink`in Gramer okulunda yaşadıklarına dair çok sert bir şarkıdır.
Yaşadıkları ise mutluluktan başka herşeydir. Bas, gitar ve davulun sert köşeli vuruşların yanısıra Waters`ın alçak sesle sanki arkadaşlarına anlatıyormuşcasına fısıldayarak söylediği alaycı ancak nefret dolu söylem sistemi adeta lanetler. Sözler direkt anlatımlıdır ve okuldaki “bazı hocaların – certain teachers” çocukların kişiliklerini ezmek için herşeyi yapacaklarını ve onları sessiz, kişiliksiz ezik birey olarak sistemin “sessiz üretici vatandaşları” olarak yaratmasına yardımcı olmaktadır. Fakat izleyenin burada dikkat ederek eleştirinin tüm eğitim sistemine olmadığını anlaması gerekir.
Her kurumda iyi ve kötüler vardır. Buna göre ciddi olarak kimin ne yaptığı iyice gözlenerek masumun üzerindeki saldırganlığın gözlenmesi gerekir. DVD yorumunda Waters, şarkının öğrencilerini kötüleyen, motivasyonunu kıran, belli kalıplara zorla sokmaya çalışan öğretmenleri hedef aldığını söyler. Ancak şarkının ikinci yarısında anlatıcı aynı hocaların söylentilere göre evlerinde düştükleri aciz durumlarını anlatarak onlardan bir çeşit öc alır ve bunu yaparken de haz duyar.

“Another Brick in the Wall, Part 1″ ın bitişiyle tekrar eden gitar rifinin helikopter efektiyle kesilirken beraberinde arka planda çığlıklar eşliğinde yağdırılan emirler duyulur. Pink`in öğretmenini (belki de öğrenim hayatında tanıdığı öğretmenlerin birleşkesi karakteri) bize helikopter ve megafon sesleri arasında tanıştırması ilginçtir çünkü bunlar kolay kolay birbirlerini çağrıştırmazlar.
(Siteyi tercüme ettiğim www.thewallanalysis.com sitesinin yorumuna göre bu öğretmenin helikopter gibi tepeden bakışını simgelemektedir. Oysa ki bir Pink Floyd dinleyicisi olarak bu konuyu pek de hikayeyle birleştirmiş değilim. Floyd her zaman ses efektlerini çok önemserdi ve deneysel bir çabayla bu efekti bu albümde denemek istediklerini düşünüyorum. Sitedeki yazılar her şeyi hikayeyle ilintilendirmeye çalıştığı için bu olayı da bağlıyor. Nitekim film versiyonunda helikopter yerine etkisi daha az olsa da tren kullanılmıştır.)
Ancak o sırada verilen komutlardan, örneğin öğretmenin ”stand still, laddie! – dik dur oğlum” diye bağırışı asıl şarkı başlamadan önce Pink (yada Waters)`ın savaş sonrası İngiliz eğitimindeki askeri disipline yaptığı sembolik bir göndermedir.
Tekrar eden pickin tarzı gitar önceki parça ”Another Brick in the Wall, Part 1,” ile organik bağlantıyı sağlar. Ancak bu kez önceki parçada olmayan Waters`ın hırçın bas gitarı da devreye girerek yeni bir katman oluşturur.
Çocukluk çağlarının geçtiğini, ninnileri andıran melodilerden daha sert tınılara geçişle bile anlamak olasıdır artık. Aile ve sosyal sistemin altında yetişkinliğe geçişinin izlerini müzikte bile yakalamak mümkündür. Waters’ın parçanın başındaki sakin fakat nefret dolu söylemi, sözlerdeki alaycılıkla okul arkadaşları arasındaki söylenişe benzetilir. Sözler “bazı hocaların” çocukların kişiliklerini parçalayıp onları sessiz, kişiliksiz üretilmiş vatandaşa dönüştürmek için herşeyi yapabilecek olduklarını hakkında oldukça direkt anlatım içerir (Waters, DVD yorumu).
Onları eğitip, aydınlatmak yerine Pink sistemin acıtan, alay eden ve ortada bırakan halini anlatır. Sonuç olarak çocuklar kişiliklerini, aslında zekayla dolu zayıflıklarını üretken bir alana yönlendirmek yerine etraflarına duvar benzeri savunma sistemleri oluştururlar, bunları hocalardan alay edilme endişesiyle ”carefuly hidden – dikkatle saklarlar”dı. Pink sözleriyle öcünü, o hocaların ortak bir inanışla evlerine gittiklerinde “şişman ve psikopat karıları” tarafından hayatlarının her bir miliminde onlara sözel (ve belkide fiziksel) cehennem hayatı yaşattıklarını söyleyerek alıyor.





